Fransa’nın farklı bir bölgesini anlatmaya çalıştığım bu yazı, 2006 – 2008 yılları arasında bir kaç farklı dergide yayınlanmıştı…

Fransa denildiğinde aklınıza neler geliyor? Paris, ünlü Eiffel Kulesi, Champs Elysee, Louvre Müzesi, Seine Nehri, köprüler, hele Köprü Üstü Aşıkları’nı seyredenler için Pont Neuf …

Peki ya daha küçük şehirler? Paris’ten şöyle 150 – 200 km uzaklaştığınızda karşılaşacağınız sessiz, sakin, küçük şehirler? 16. – 17. yüzyıldan kalmış, bugüne kadar korunmuş olan köyler?

Le Loire, Fransa’nın Orta Bölgesi’nden geçen bir nehir ve bu nehrin güneyinde kalan bölge, Loire Vadisi, sessiz, sakin ama Avrupa tarihinin önemli şehirlerine, kasabalarına ev sahipliği yapıyor.

Bourges işte böyle bir şehir. Paris’ten 220 km güneyde, Julius Cesar’a göre Gaul’ün en güzel şehri. Hani ünlü Asterix’in memleketi olan Gaul.

Loire Vadisi, Fransa’nın coğrafi merkezi, Bourges ise bu bölgenin tam merkezinde. Kısacası neredeyse Fransa’nın tam ortasında… Bourges 1100 yılında Fransa’ya katılmış bir şehir. 15. yüzyılda bir çok önemli isim bu şehre damgasını vurmuş; Bourges Kralı diye de anılan Charles VII, kralın ünlü Maliye Bakanı Jacques Coeur, 1463’de üniversiteyi kuran Louis XI bu önemli isimlerden.

Şehrin merkezinde 1992 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edilen Saint – Etienne Katedrali bulunuyor. 1195’de yapımına başlanan Gotik tarzdaki bu yapı 1230 yılında tamamlanmış. Kuzey Kulesi 1506’da yıkılmış ancak kısa zamanda Rönesans ve Gotik mimari öğelere sadık kalınarak tekrar inşa edilmiş. Saint – Etienne Katedrali ilginç mimari yapısı, 5 batı giriş kapısı (ki normalde diğer katedrallerde 3 giriş kapısı bulunuyor), giriş kapısı üzerindeki taş işçiliği ve kabartmalar, 15 yüzyılda eklenen Astronomi Saati ile şehre gelindiğinde ilk gezilmesi gereken yerlerden biri. Katedralin hemen yanındaki Park da ilk mola verilecek yer olsa gerek.

Katedralin kuzeyinde kalan 62 hektarlık bölge koruma altında. Bu bölgede 15 ve 16. yüzyıldan kalma yaklaşık 400 ahşap destekli ev bulunuyor.

1443 – 1451 yılları arasında inşa edilen Jacques Coeur Sarayı da şehrin görülmesi gereken önemli yerlerinden biri. Ayrıca Hotel Lallemant’ta da 15. yüzyıl mobilyalarının sergilendiği daimi bir sergiyi gezmek de öncelikli yapılacak işlerden.

Şehrin bu önemli noktalarını saydıktan sonra belki de konuşulması gereken bir başka özelliğini anlatmalı. Bourges oldukça sakin bir şehir. Tüm şehir gerçek bir müze kent gibi… Evler, yeni yapılsa dahi, aynı mimari özellikleri taşıyor ve çok katlı binalara izin verilmiyor. Katedral, bina yüksekliği için bir sınır. Hiçbir bina Katedral’den yüksek inşa edilmiyor. Böylece şehre yaklaşırken çatıların üzerinden gökyüzüne yükselen Saint – Etienne Katedrali’ni görebiliyorsunuz. Şehirde hemen hemen hiç taksi yok (yaklaşık 20 gün boyunca sadece 3 taksi gördüğümü söylersem herhalde daha iyi açıklamış olurum) . Hemen herkesin arabası var, ancak trafik sıkışıklığı, park sorunu gibi her hangi bir problem yaşanmıyor. Gün Bourges’de erken başlıyor, erken bitiyor. Saat 08.00 gibi marketler açılmış, insanlar işlerine gitmiş oluyor. Ancak akşam 18.00’den sonra da dışarıda birilerini bulmak zor. Bahar gelince tüm bunların değiştiğini, özellikle de Nisan sonundaki Bahar Festivali’nde şehrin tanınamayacak kadar değiştiğini anlatıyor konuştuklarımız.

Bourges’de parklar insanların hayatında önemli bir yer tutuyor. Buralarda sürekli spor yapan, yürüyen, çocuklarını gezdiren insanları bulmak mümkün…

Le Loire, Fransa’nın coğrafi merkezi ve oldukça zengin bir tarihi ve doğal dokuya sahip. Günübirlik yapabileceğiniz pek çok gezi ile, günde yaklaşık 150 km yol kat ederek, bir çok bölgeyi ziyaret etmek mümkün.

Loire, Fransa’nın coğrafi merkezi ve oldukça zengin bir tarihi ve doğal dokuya sahip. Günübirlik yapabileceğiniz pek çok gezi ile günde yaklaşık 150 km yol kat ederek, birçok bölgeyi ziyaret etmek mümkün.

Şimdi size birkaç tur programı önererek bu sessiz, sakin şehrin havasından uzaklaşmanızı sağlayacağız.

Önce birkaç küçük uyarı:
Gideceğiniz hemen her kasabada oldukça iyi çalışan Turizm ofisleri bulacaksınız. Personel Fransızca ve İngilizce konuşuyor, zaman zaman İspanyolca bilenlere dahi rastlamak mümkün. İstediğiniz her bölgenin detaylı harita ve dokümanlarını edinebiliyor, zamanınıza uygun olan alternatif programlar için danışabiliyorsunuz.

Gezeceğiniz bu bölgede hemen hemen hiç trafik sorunu yaşamayacaksınız. Sadece akşam 17.00 – 17.30 saatleri arasında Bourges’e yaklaşırken birkaç trafik ışığında bekleyebilirsiniz. Unutmadan, burada trafik kuralları çok dikkatli ve sıkı uygulanıyor. Hata yaptığınız da affedilme şansınız hemen hemen hiç yok!

Birçok dükkân Cumartesi günleri çalıştıkları için Pazartesi günleri tatil yapıyor, en azından yarım gün. Pazar günleri ise her yer kapalı. Bu nedenle alışveriş, gezi gibi programlarınızı bu takvime göre yapmakta fayda var.

İlk rota önerimiz Bourges’ten yaklaşık 45 km uzaklıktaki Sancerre ve biraz daha kuzeye çıkarak Loire Vadisi’ni tamamlayacağınız toplam 150 km’lik bir parkur. Yol üzerinde benzer özellikler taşıyan pek çok küçük kasaba geçeceksiniz. Bunların en önemlileri Les – Aix – D’Angillon, Sancerre, Saint Satur, Blancafort, Aubigny – Sur – Nere ve Menetou Salon.

Her kasabada kilise, belediye binası ve okulun yan yana olması, okulların sadece “okul” adıyla anılması ve 2. Dünya Savaşı’nda ölenler için bir anıt olması dikkatinizi hemen çekebilecek birkaç şey olacaktır. Özellikle Pazar günleri boş sokaklar ve kapalı dükkânlar ise buraların terkedilmiş olduğunu düşündürecektir.

Hangi yönden yolculuk yapıyor olursanız olun; ister Orta Fransa, isterseniz Paris Bölgesinden, aynı sürpriz manzara ile karşılaşırsınız; birden manzara genişler, düzleşir, üzüm bağları ile çevrelenmiş tepelerin üstünde, en yüksek noktada Sancerre görünür.

Sancerre’de yerleşimin çok eski zamanlarda başladığı ve 4. yüzyılda şehirde bulunan Aziz Cere (Saint Cere)’nin adının şehre verildiği ve “halk arasında değişerek” bugünkü adına dönüştüğü biliniyor. 10. yüzyılda ise şehrin bugünkü bulunduğu tepede inşa edildiği kaydediliyor. 15 ve 16. yüzyıllarda zenginleşen şehir, Protestanların sığındığı bir yer haline gelmiş. Ancak 1573’te Kral IX. Charles’a direnen şehir, 7 aylık bir kuşatmaya maruz kalmış. Sonuçta ağır şartlarla krala boyun eğen şehir, Protestanların şehri terk etmesiyle küçülmüş. 1796’dan sonra kalıcı barışın yapılmasıyla tekrar büyümeye başlamış.

1890’dan sonra üzüm bağları ve şaraphanelerin gelişmesi ile Sancerre önemli bir merkez haline geldi. Bugün şehrin dar sokaklarında dolaşırken Sancerre’in ünlü beyaz şarabını tadabileceğiniz pek çok şarapevi bulmak mümkün. Bu arada şarapla birlikte “Crottin de Chavignol” isimli keçi peynirini de mutlaka denemeniz gerektiğini önemli bir not olarak düşelim.

Bu yol üzerindeki bir başka önemli kasaba Blancafort. Bu kasaba Euro’ya geçiş yapmayı kabul eden ülkeler için, Avrupa’nın coğrafi merkezi olarak anılıyor. Kiliseye geldiğinizde artık Avrupa’nın tam merkezindesiniz. İnsanın aklına dünyanın tam ortasını gösteren Nasreddin Hoca geliyor ister istemez…

Yol üzerindeki diğer kasabalarda da keyifli bir mimari ve düzenli bir yaşam sizi bekliyor olacak. Özellikle iyi bir ışık şartı yakalandığında fotograf sanatına ilgi duyanların bol çalışma yapacağı yapılar bulunacaktır.

İlk rotamız kuzeydoğuya doğru uzanıyordu; ikinci rotamız ise güneydoğu yönünde olacak. Rotanın bu kez belli bir hedefi var: Allier ırmağı kenarındaki Apremont – sur – Allier Köyü. Özellikle fotograf meraklıları için oldukça ilginç bir durak olan bu köye yaz aylarında turlar da düzenleniyor, ancak tavsiyem bu bölgeye kendi imkânlarınızla ulaşmanız ve hem köyün hem de yol üzerindeki diğer kasabaların keyfini rahatça çıkarmanızdır.

Yoldaki kasabalardan Jussy – Champagne, Raymond, Bengy – Sur – Craon, La Guerche – Sur – L’Aubois yine keyifle gezilebilecek ve fotograflanabilecek noktalar.

Apremont –sur – Allier ise 15. yüzyıldan bugüne korunarak ulaşan, Fransa’nın en güzel köylerinden biri. 15. yüzyılda kurulan köy 17. yüzyılda restore edilmiş. Köyde bulunan şato, 1894’te Schneider Ailesi tarafından alınmış ve onarılarak, bugüne kadar korunmuş. Şato bugün halen müze olarak ziyaret edilebiliyor.

Allier ırmağı kıyısındaki bu küçük köyde yapacağınız, evler arasındaki kısa bir yürüyüş aslında tarih içinde yapılacak bir yürüyüş olacaktır.

Fransa’yı sadece Paris ve Eiffel Kulesi olarak düşünmeden yapılacak kısa süreli bir gezi, bize Avrupa’nın tarihi ve kültürü hakkında turistik merkezlerde verilenlerin dışındaki bilgilerin yolunu açacaktır.

Belki de doğru yolu bulmak için, biraz da yoldan çıkmak lazım…

Yazıyı paylaş...
Email this to someone
email
Share on Facebook
Facebook
Tweet about this on Twitter
Twitter

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *